Muhabbet Pazarı 1: Girizgâh
Hayata dair söz söylemeye tecrübem ne kadar yeter, haddimin hududu nerede biter, kelimelerim ardı ardına döküldükçe husule gelen ahenk ne denli cezbedicidir; bilmem. Zihnimde bu suallere karşı esaslı bir cevaba henüz rastlamadım. Çokça vakit aradım. Bulamadıkça eleştiri oklarını kendime yönelttim ve yürüdüğüm yola daha sıkı sarıldım.
Öğrenme ve düşünme âdeta bir derya. Bu deryaya daldıkça heybeme yüklediklerim arttı. Yükledikçe ardından yüklenmeye niyetlendiklerim daha ihtişamlı görünmeye başladı. Bu ihtişama meyletmenin muntazam bir keyfi var. Öte yandan, bu yolun en acı tarafı, yükleneceklerin insan ömrüne sığmayacak kadar çok olduğunun ızdırapla yüzüne çarpılmasıdır.
Bu keyif ve acizlik arasında dolanırken evvel sorduğum sorular zihnimi epey meşgul etti. Müktesebatımın da, onu kâğıda dökmeye yeltendirecek haddin de ve bunları aktarımdaki estetiğin de öz eleştirimde müsaade ve geçer not alması hayli güç. Bunun yegâne sebebi bu uçsuz bucaksız diyarın ufacık bir parçası olmaktan öteye nasıl geçileceğine aklımın pek ermemesi. Bu vaziyet bana epeydir oldukça cüretkâr gelir. Öte yandan bu vaziyetin ömrüm nihayete erene dek sürmeyeceğini de iddia edemem. Hatta bir taraf seçme mecburiyetinde kalsam süreceğinden yana tavır alırım. Sonsuza dek burada takılıp kalabilme tehlikesini sezdiğimden zihnimde uçuşan bu düşünceleri bir kenara bıraktım ve karınca kararınca bu muhabbete giriştim.
Yeni Yazılardan Haberdar Olun
Yeni bir yazı yayımlandığında e-postanıza bildirim gelsin. Aboneliği istediğiniz an bırakabilirsiniz.
Yazmayı meziyetten öte mesuliyet ve mecburiyet addediyorum. Bilgiye ve tecrübeye ulaştığımız vakit onu kullanmak kadar paylaşmak gibi bir vazifeyi de üstleniriz. (Kullanmazsak yahut paylaşmazsak müktesebatın yüzü asık kalır, bir nebze de ziyan olur.) Bilinen yahut tecrübe edilenin icrasının muhtelif biçimleri var. Öğrendiğiniz sizi bir mucize dönüştürecek anahtar olabilir, böylece insanlığa damga vurabilirsiniz yahut size yalnızca keyif verebilir. İkisinin arasında salt bir mukayese yapmak pek mümkün değil. Beklentiler, tercihler, nitelikler devreye girer; vaziyet karmaşık ve öznel bir hâl alır. Paylaşmanın hanesinde sayılacak usullerden biri ise (zannımca en kıymetlisi) yazmaktır. Bu satırlar edindiğimi paylaşma vazifemi yerine getirmek amacıyla, iddiadan ve ispattan uzak, sade ve şahsi bir girişimimdir.
Kâğıt üzerinde iki çift laf etmek istediğim mevzular var. Üzerinde mütalaa etmekten keyif aldığım meselelerde ulaştığım durakları kâğıda dökmek niyetindeyim. Böylece yazmanın öğreticiliğinden faydalanmış olacağım ve karmaşık düşüncelerimin berrak bir biçimde oluşturduğu portreyi görme şansına erişebileceğim. Satırlarımda bir parça sohbet edasını korumak isterim. Bazı yazıların tamamen insanın kendiyle sohbetinin bir örneği olduğu fark edilebilir.
İddiadan uzak bir yerde konumlanmaya gayret ediyorum. Zira yaşamın bazı parçalarına dokunmak niyetim buralardaki noksanları tamamlamak, hataları onarmak değildir. Satırlar arasında gezinenleri ikaz etmek, onlara yaşamlarında yanlarında taşıyabileceği tavsiyelerde bulunmak, yollarını ışıtmak gibi bir niyetten de uzağım. Yalnızca yıllar birbirini kovaladığında bir gün geçmişimi kefeye koymak istersem bakış açımdaki perspektif hakkında sağlam bir delil oluşturmak istiyorum. Gayet tabii yazdıklarım az evvel maksadımın dışında sıfatıyla sıraladıklarıma sebebiyet verebilir. Buna mâni olmak gayretinde değilim. Hatta bunlara vesile olması bahtiyarlık ve iftihar kaynağım olabilir.
Ufak sayılabilecek yaşlardan beri yazmak üzere sarf ettiğim çaba henüz emekleme merhalesindedir. Bir ihtimal ebediyete irtihal edene dek bu payede eğleşecek fakat ben bir adım öteye taşıyabilmek için her daim gayret edeceğim. Bu gayretin can damarı tekrar tekrar denemektir. Tekrar tekrar deniyorum epey vakittir. Bu satırlar deneme -belki de nihayetinde yanılma- aşamalarından biridir.
Katiyen fazlası değil.
